Çocuklarda Reflü Olur

Midenin asit içeriğinin yemek borusuna kaçması ile oluşan reflü hastalığının tedavisinde en önemli adım doğru beslenme… Bu konuda en büyük sorumluluk ise anne-babalara düşüyor.

 

Reflü hastalığının mekanizması tam anlaşılamamış olmakla birlikte çok sayıda faktör etkili oluyor. Mide ile yemek borusu arasında “kapak” diye tabir edilen, gerçekte olmayan ama birçok yapı ile birlikte kapak görevi yapan yapılar, midenin asit içeriğinin yemek borusuna kaçmasını engelliyor. Aksi takdirde bu asit içeriği yemek borusuna kaçarak ciddi hasarlara neden olabiliyor ve buna reflü hastalığı deniliyor.

Reflüye neden olan en önemli faktörler bozulmuş yemek borusu ve mide hareketleri, artmış karın içi basıncı (şişmanlık), bozulmuş asit temizleme hareketleri, fiziksel aktivite, ilaçlar, hormonlar, çeşitli yağlı yiyecekler, sigara dumanı, mide fıtığı ve genetik faktörler olarak sayılabiliyor. Reflü hastalığı çocuklarda da görülebilir ancak özellikle ilk altı ayda ortaya çıkan fizyolojik reflüyü, reflü hastalığından ayırmak gerekiyor. Söz konusu kapak, çocuğun büyüme basamaklarında gelişiyor. Ancak nasıl ki ilk doğduğunda bebek başını tutamıyor ya da yürüyemiyorsa bu kapakçık da tam çalışmıyor ve reflü ortaya çıkıyor. Bu durum üç aydan küçük bebeklerin yarısında, dört aylık bebeklerin yüzde 66’sında, 12 aylık bebeklerin ise yüzde 10’unda görülüyor ve büyüdükçe kendiliğinden geçiyor. Bu yaşlarda görülen kusmanın fizyolojik bir durum olduğunun bilinmesi gerekir, fizyolojik reflü tablosunda bebek kusuyor diye uzmana götürülen ve gereksiz ilaç tedavisine başlanan bebekler olabiliyor.

Fizyolojik reflü ve reflü hastalığı çocuk sağlığı ve hastalıkları ile çocuk gastroenteroloji uzmanları tarafından çok sık karıştırılıyor. Bir bebek ya da çocuk ancak yeterli kilo almıyorsa, sürekli kusuyorsa, yemeği reddediyorsa ve iştahsızsa reflü hastalığı olduğunun düşünülmesi ve tedavi başlanması gerekiyor. Nadir hastalarda ise tedavi edilmediği için ilerleyen reflü tablosu, çocuğun gıdaları yutamıyor hale gelmesine neden olabiliyor. Çocuklar yemek borusunun ağzına açılan uçtaki yanma hissini doğru tarif edemedikleri için bir sağlık kuruluşuna ilk başvuru kalp hastalığı şüphesi ile olabiliyor.

Bazı vakalarda da reflü hastalığı, astım ile karıştırılıyor. Küçük bebeklerde gıdayı reddetme, kilo alamama ve kusmanın önemli bulgular olduğunu ancak kusmanın ayırıcı tanısının da iyi yapılması gerekiyor. Akraba evliliklerinin çok yaygın olduğu ülkemizde kusan çocuklarda genetik geçişli metabolik hastalıklarda ayırıcı tanının düşünülmesi önem taşıyor. Ayrıca allerjik özofajitler, D ve A vitamini fazlalığı, kafa içi yapısal bozukluklar, enfeksiyonlar (sinüzit, otit, idrar yolu enfeksiyonları) ile kusma ayırıcı tanısının da göz önüne alınması gerekiyor. Bir yaşından büyük çocuklarda ise bu bulgulara ek olarak ağza gelen asit nedeniyle dişler içten çürüyebiliyor ve ağız kokusu oluşabiliyor, geçmeyen ses kısıklığı, kronik öksürük ile aşırı geğirme görülebiliyor.

Tanı Nasıl Konuyor?

Reflü hastalığının en önemli tanı yöntemleri arasında fizik muayene ve detaylı öykü alma bulunuyor. Özellikle klasik reflü hastalığında öykü ve fizik muayene ile reflü hastalığı tanısı konulabilirken, daha küçük çocuklarda, farklı şikâyetlerle gelenlerde ileri incelemeye gerek duyuluyor. Öyküde çocukların nasıl beslendiği, bu kapağın kapanmasını engelleyen aşırı baharatlı, yağlı, şekerli ve kakaolu gıdalarla ilişkisi, yatınca öksürüğün artıp artmadığının sorgulanması gerekiyor. Fizik muayenede boy ve kilo ölçümü ile büyüme değerlendirilmesi önem taşıyor. Ayrıca kan tahlili ile anemisi olup olmadığına bakılarak ayırıcı tanı konuluyor. Çocukta alarm bulgular yoksa bir hafta kontrol tedavisine başlanıyor, alarm bulgular varsa hemen endoskopiye karar veriliyor. Endoskopide yemek borusu görüntülenerek giriş ve çıkışında anatomik bir bozukluk olup olmadığı görülüyor. Gerekli durumlarda daha ayrıntılı inceleme ve tanı yöntemi olarak baryumlu grafi, sintigrafi, 24 saatlik pH möniterizasyonu, manometre, multikanal impedans möniterizasyonu ile kablosuz pH möniterizasyonunun da kullanılıyor.

Tedavi Nasıl Planlanıyor?

Reflü hastalığının tedavisinde anne ve babaya büyük iş düşüyor. Çocuğun hayat tarzının değişmesi gerekiyor. Reflü hastası bir çocuğun asla tıka basa tok yatmaması, ilk iki yaşta gece sütü içmemesi gerekiyor. Bu çocukların dar kıyafetler giymemeyi, azar azar ve sık sık beslenmeyi öğrenmesi; acılı, baharatlı, yağlı ve kakaolu gıdalar ile asitli içecekler tüketmemesi, sigara, alkol, kahveden uzak durması önem taşıyor. Sol yana yatma, yatak başının yükseltilmesi, şişmanların zayıflatılması, kabızlık varsa tedavisi reflü hastalığında etkili oluyor. Ayrıca ebeveynlerin uygun spor dallarını seçerek, jimnastik gibi amuda kalkmayı gerektiren sporlardan uzak durulması gerekiyor. Ortalama üç-altı ay kadar midedeki asit salınımını azaltan, mide yüzeyini koruyan, motiliteyi etkileyen ilaçlar kullanılıyor. Ancak reflü hastalığının asıl tedavisi yeme-içme alışkanlıklarını ve yaşam tarzını değiştirmekle sağlanabiliyor. Cerrahi tedavi ise son aşama. Çocuk büyüdükçe söz konusu yapı da büyüyeceği için oradaki anatomiyi bozmamak gerekiyor. Bu çocukların reflü hastalığı ile yaşamayı öğrenmeleri önem taşıyor.

Reflü Tedavi Edilmezse Ne Oluyor?

Ülkemizdeki asıl sorunun “aşırı tedavi etmek” ya da reflü hastalığını tanıyamadan ilaç tedavisi gerekenlere hiçbir tedavi uygulamamaktır. Fizyolojik reflüde hiç ihtiyaç yokken bebeklere üç-dört farklı ilaç başlanabiliyorken, tipik olmayan reflü hastalığında mesela ses kısıklığı veya öksürükle gelen çocuklarda reflü olabileceği hiç düşünülmeden aylarca gereksiz antibiyotik verilebiliyor. Bu durumda yemek borusu iltihabı oluşuyor, yemek borusunun alt kısmında anormal oluşum anlamına gelen ‘baret özofagus’a ve kansere dönebilecek dokulara yol açıyor. Tedavi edilmeyen reflünün diğer sonuçları ise diş çürükleri, anemi, büyüme geriliği ile yemek borusu darlığı oluyor.

Reflüye Eşlik Eden Hastalıklar

  • Dirençli demir eksikliği anemisi,
  • Ses kısıklığı,
  • Aşağıdan yukarı sürekli kaçak ve tahriş nedeniyle geçmeyen larenjit, farenjit, sinüzit, otit,
  • Ameliyata rağmen geniz etinin tekrar büyümesi,
  • Tedaviye dirençli astım,
  • Diş çürükleri, ağız kokusu,
  • Sandifer Sendromu (çocuğun rahat etmek için kafasını sürekli geriye atması),
  • Uyku bozuklukları, rahat uyuyamama, gece sürekli uyanma,
  • Tekrarlayan pnömoni (zatürre).

 

 

 

Kaynak: Acıbadem Sağlık Grubu/Hayat Dergisi/Sayı-13

Web: http://www.acibadem.com.tr/