Sevilen Kişinin Kaybı ile Yaşanan Yas Süreci

Hayat boyunca kontrolümüz dışında gelişen çeşitli olaylar yaşayabiliriz. İnsanların konuşmaktan çekindiği, hüzünlü ve ağır bir konudur ölüm ve yas.

 

Ölümün yaşamın kaçınılmaz doğal bir son olduğunu ve herkes bir diğerinin sağ kalmayacağını bilse de çoğunlukla ölümden korkulur ve ölümü düşünmekten kaçınılır. Kendimizin ve sevdiklerimizin sonsuza kadar yaşayacağını varsayarız. Fakat er ya da geç ölüm yaşamımıza girer ve sevdiklerimizi kaybederiz.

Sevilen birinin kaybı ile yaşanan derin üzüntü yas dönemi olarak tanımlanır. Yas dönemi 3 ile 6 ay arasında süren, olayın inkârından kabullenilmesine kadar geçen bir süreçtir. Bedensel, duygusal, ruhsal, bilişsel ve davranışsal olarak bazı tepkiler görülür. Depresyon semptomlarına benzer tepkilerin de görüldüğü bu dönem, kişinin yakın çevresi tarafından yanlış yorumlanarak bir sorun olarak algılanabilir.

Yas tutmak kaybın ardından verilebilecek en doğal tepkidir ve buna müdahale edilmemesi gerekir. Bu süreçte kişinin günlük yaşam işlevlerine dönmesi biraz zaman alabilir. İşine ya da okuluna dönmesi birkaç hafta, öz bakımını gerçekleştirmesi birkaç ay sürebilir. Bu durum kişiden kişiye değiştiği için süresi hakkında kesin bir bilgi vermek doğru değildir. Kayıp henüz kabullenilememiş, normal hayat işlevlerine geri dönülmekte zorlanılıyorsa ve bu bir yıldan daha uzun sürüyorsa depresyondan şüphelenmek gerekir. Bu artık yas süreci kapsamında değerlendirilmez, bir uzmandan yardım alınması gerekir.

Yas süreci inkâr, kızgınlık, pazarlık, depresyon ve kabullenme olmak üzere beş evreden oluşur.

1. İnkâr Evresi

Ölüm haberinin alınmasının ardından ölüm gerçeğinin anlaşılmasında zorluk yaşanabilir ve bu evre birkaç saat ya da birkaç hafta sürebilir.

Kişi yaşadığı kaybın kendi başına geldiğini kabullenmekte güçlük çeker, hala kaybedilen kişinin bir yerlerden çıkıp gelebileceğine, yaşananların gerçek olmadığına inanmak ister. Kişi şaşkın, donuk ya da tepkisiz olabilir. Göğüste sıkışma hissi, nefes almada ve yutkunmada zorlanma, karın ağrısı gibi bedensel bazı tepkiler ve hatırlamakta güçlükler gibi bilişsel tepkiler görülebilir. Bu süreçte kaybın gerçekliğinin anlaşılması için cenaze törenine katılarak kaybedilen kişiyle vedalaşmak önemlidir. Törenlerin bir başlangıcı bir de sonu olduğundan yaşanan duyguların yoğunluğu törenle birlikte daha rahat açığa çıkarak yaşanan üzücü olayın kabullenilmesini kolaylaştırır.

2. Kızgınlık Evresi

Kaybın acısının giderek daha fazla hissedildiği bu evre günler ve haftalar alabilir.

Bazı sorgulamaların başladığı bu evrede ölen kişinin yaptığı ya da yapmadığı şeyler için kızgınlık duyulabilir. Kişi onunla paylaştığı ya da paylaşamadığı şeyler için pişmanlık ve suçluluk duyabilir. “Neden bu başımıza geldi?” diye adalet sorgulanır. Kaybın bir şeyin bedeli olup olmadığı anlaşılmaya çalışılarak bir bedel bulunmayınca isyan edilir. Bu süreçte yaşanılan ya da yaşanılamayan şeyleri kabul ederek ölümün yaşam akışının bir parçası olduğu ve hak edilecek bir ceza olmadığının farkına varmak yaşanan olumsuz duygu ve düşünceleri zamanla hafifletir.

3. Pazarlık Evresi

Bu evrede ölen kişinin ardından çok daha yoğun üzüntü ve özlem yaşanır. Huzursuzluk, öfke, korku, heyecan, keyif alınan şeylere yönelik isteksizlik gibi duygusal tepkiler, konsantrasyon güçlüğü ve ölen kişiyi düşünmeye engel olamama gibi bilişsel tepkiler görülür. Ölümün nedeni anlaşılmaya çalışılır. “Şöyle yapılsaydı böyle olmazdı” gibi düşüncelerle hala ölümün geri dönülmez olduğunun bir çeşit inkârı yaşanır. Kaybın gerçekliği anlaşıldıkça yapılan hiçbir hesabın gerçeği değiştiremeyeceği anlaşılır.

4. Depresyon Evresi

Bu evrede kaybedilen kişinin geri dönmeyeceği giderek daha iyi anlaşılmıştır.

Bu durum kişide umutsuzluk ve çaresizlik gibi hislerin ortaya çıkmasına, ilgi kaybı, isteksizlik, bitkinlik gibi bazı duygusal tepkilerin görülmesine yol açar. Değişen hayat düzeniyle birlikte ortaya çıkan kaygılar yoğun olarak hissedilir. Günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede isteksizlik, sosyal geri çekilme gibi davranışsal tepkiler görülür. Kişi işe ya da okula gitmek istemeyebilir, yaptığı işten verim alamaz, öz bakımını aksatabilir, bazen en yakınındaki kişiyle bile konuşmak istemez. Depresyon aşamasına en uzun süren aşama olması sebebiyle dikkat edilmesi gerekir. Bu durumda kişinin kendisine güvenli bir alan yaratması, beslenmeye dikkat etmesi, uyku düzenini sağlaması, sosyal destek kaynaklarını kullanarak hayat düzeni için yeni bir plan yapması süreçte yaşanan olumsuz duyguları zaman içinde hafifletir.

5. Kabullenme Evresi

Bu evren durumun kabullenildiği ve hayatın normal akışına dönülmesi beklenen evredir.

Hatırlama kişiye artık daha az acı verirken, özlemle birlikte ortaya çıkan güzel anılar daha çok hatırlanır. Sorun ölen kişinin kayıptan hemen önceki haliyle sık sık hatırlanması, yoğun üzüntü halinin azalmadan devam etmesi ve kişinin günlük yaşam işlevlerine bir türlü dönememesiyle ortaya çıkar. Yas sürecinde kişinin en çok sosyal ortamı etkilendiği için ilk evrelerde yaşanan sosyal geri çekilme bu evrede kişinin kendisini aşama aşama iş, okul ve arkadaş çevresine dâhil etmesiyle sonuçlanır. Bu şekilde hayatın normal işleyişine geri dönülür.

Yas süreci bastırılmış duygularla değil, duyguları paylaşarak, yası tutarak atlatılır.

Değiştiremediğiniz gerçeklerle başa çıkmada kendinize zaman tanıyarak, olumsuz yaşam olaylarıyla baş etmeyi sağlayan içinizdeki güce inanarak eski yaşamınıza geri dönebilirsiniz. Yitirilen kimse geri gelmez, kabullenmek sizi hafifletir. Kaybı kabullendiğinizde tek başınıza bir şeyler yapacak güce kavuşmuş olursunuz. Bu zaman zarfında yeni bir hayat planı oluşturmak, sosyal destek kaynaklarınızı kullanmak, kaybedilen kişinin fotoğraflarını evin görülebilen alanlarına koyarak fotoğraflar üzerinden anılarınızı ve duygularınızı diğer aile üyeleriyle paylaşmak sizi duygusal olarak hafifletecektir.

Çocuklarda Yas Süreci

Çocuklardaki yas süreci yetişkinlerden biraz farklıdır. 0-6 yaş arasındaki çocukların bilişsel becerileri ve dil gelişimi yetişkinlerinki kadar iyi değildir, dolayısıyla yetişkinler gibi soyut düşünemeyen çocuklar ne hissettiğini tam olarak bilemez ve sıkıntılarını yeterince iyi ifade edemezler.

Çocuklar yaşadıklarını daha çok fiziksel tepkiler göstererek dile getirirler ve kayıp haberini alan çocuklar birbirinden farklı tepkiler gösterebilir.

Kimi çocuklar olayın ardından duygusal patlamalar yaşayabilir, haberi veren kişiye öfkeyle vurarak tepki gösterebilir. Kimi çocuklar ise tepkisiz kalabilir. Bu yetişkinlere olayın anlaşılmadığını düşündürtebilir. Haberin ardından tepki göstermeyen, hatta oyun oynamak için izin isteyen bir çocuk için bu durum haberi sindirmek için zamana ihtiyacı olduğunu, kaybedilen kişinin geri gelmeyeceğini anladığını ve sonuçlarını düşünmeyi ertelediğini gösterir. Bu durum daha çok okul öncesi çocuklarda görülür.

Yaşanan kaybı yetişkinler gibi hızla anlamlandırıp günlük hayata kolayca geri dönemeyen çocuklar kaybın sonuçlarını ancak yaşayarak öğrenirler. Kayıpla birlikte yas tutmaya başlayan çocuklar kendilerinden hiç beklenmedik bir şekilde veya olay öncesi hallerinin tam tersi davranışlar sergileyebilirler. Çocuklar bu süreçte içlerine kapanabilir, olduğundan daha alıngan olabilir.

Çocukların gösterebileceği diğer tepkiler ve onlara karşı dikkat edilmesi gereken konular şöyledir:

Yaşından daha küçük davranışlar sergileyebilir, kayıpla ilgili gerçekdışı bir suçluluk duyabilir, çevreden kendini soyutlamak için eylemde bulunabilir, uyku düzeni bozulabilir, kâbuslar görebilir ya da olanlarla ilgili çeşitli oyunlar oynayabilir. Kayıpla birlikte artan güvenlik ihtiyacıyla çocuk kendini güvende hissetmediği durumlarda kızgınlık ve öfke patlaması yaşayabilir. Verilen tepkiler, korku ve endişenin bir sonucudur. Süreci anlamlandırmak ve nasıl davranabileceğini bilmek çocuklar için zor bir durumdur. Bu süreçten sonra çocuklar daha çok çevreyi gözlemleyerek olayı algılamaya ve yakınında bulunan insanları model alarak onların stres tepkilerine benzer tepkiler vermeye başlarlar. Bu süreçte çocuğun verdiği tepkileri kabul ederek, onu belli bir tepki vermeye zorlamadan ‘Bu durum seni öfkelendirdi, kardeşin de öfkeli, onun ölümüne bizler de çok üzülüyoruz’ gibi duygu ve düşüncesinin yansıtmasını yaparak çocuğun tepkilerinin kabul edildiğini ve anlaşıldığını hissettirebiliriz.

Çocuklara Ölüm Kavramını Anlatmak

Ölümün soyut bir kavram olduğunu, çocuklar ancak ilkokul dönemi itibariyle ölümü, yetişkinlere benzer biçimde algılayarak, anlayabilir.

Okul öncesinde yetişkinler gibi soyut düşünemeyen çocuklar ölümün ne olduğunu bilemez. Ölümü ancak onlara somut bir şekilde anlattığımızda anlayabilirler. Okul öncesinde çocuklar ölümün evrensel olduğunu, bir gün bütün canlıların öleceğini anlamakta zorlanırlar. Çocuğun ölümü anlayabilmesi için öncelikle biri öldüğünde neler olduğunu bilmesi, ölümün yaşamın bir sonu olduğunu ve ölen kişinin geri gelmeyeceğini anlaması gerekir. İki yaşından küçük bebekler ölüm kavramını bilemez ve anlayamazlar.

Okul öncesindeki çocuklar doğru bilgilendirilirse ve kavram somutlaştırılırsa ancak ölümün ne olduğunu iyi anlayabilirler. Örneğin yetiştirdiğimiz bir bitki üzerinden çocuğa canlılığı anlatabiliriz. Canlıların nefes aldığını, beslendiğini, büyüdüğünü ve bu şekilde hayatta kalabildiğini, su vermediğiniz bitkinin solarak kuruduğunu, onun artık öldüğünü, nefes alamayacağını, beslenemeyeceğini, ölen canlıların bütün canlılık fonksiyonlarının durduğunu anlatarak çocuğun zihninde ölüm kavramını şekillendirebiliriz.

Eğer çocuğun kaybettiği bir evcil hayvanı varsa da “O hayvanı köye verdik, veterinere bıraktık” gibi söylemlerle çocuğu üzmekten korkup onu kandırmak yerine, o hayvanın yaşıyorken nefes aldığını, beslendiğini, uyuduğunu, tuvaletini yaptığını ancak ölümüyle birlikte artık bu canlılık faaliyetlerini gösteremeyeceğini, bütün vücut fonksiyonlarının durduğunu anlatabiliriz. Çocuk bu şekilde ölümün bir son olduğunu ve ölen kişinin geri dönmeyeceğini iyi anlayabilir.

Çocuğa ölüm anlatılırken gerçekçi söylemler kullanılması gerekir.

Çocuğun duygularını hafifleteceği düşünülerek söylenen “O melek oldu”, “O cennette bizi izliyor”, “O derin bir uykuya daldı” gibi söylemler ölünün geri döneceğini düşündürtebileceği için kullanılması uygun değildir. Özellikle ölümün uyku üzerinden anlatılması çocuğun uykudan korkar hale gelmesine yol açabilir. Çocuk, anne ya da babasının uyurken uzun uzun izleyip hayatta olduğunu anlamak için nefes alıp almadığını kontrol eder hale gelebilir. Belirsizlikle birlikte kendini kaygılı hisseden çocuk kendini güvende hissetmez. Zihni tehlike aramakla meşgul olur ve gerçekte ne olduğunu anlayamaz. Dolayısıyla çocuğa ölüm gerçekçi ifadelerle anlatılarak, soru sormasına izin verilmelidir. Bu belirsizliğin ortadan kaldırılması için faydalı olacaktır.

Çocuklara Ölüm Haberini Vermek

Çocuğa ölüm haberini vermeden önce onu bu habere hazırlamak gerekir.

Ona, “Sana anneannenle ilgili üzücü bir haber vereceğim” denilebilir. Daha sonra çocuğa yaşanılan kaybı uygun bir dille anlatıp ölüm nedenini açık bir şekilde ifade ederek, bundan sonra neler olacağı hakkında bilgi verilmelidir. Cenaze töreni hakkında da bilgilendirilen çocuğun sadece cenaze evinde bulunması ölen kişiyle vedalaşması için yeterlidir. Daha küçük yaştaki çocuklar mezarlıkta bulunmaktan korkabileceğinden 11 yaşından itibaren çocuklara cenaze törenlerine isterlerse gelebilecekleri söylenmelidir. Cenaze ritüelleriyle, törenlerin bir başlangıcı ve sonu olduğundan çocuk ölen kişiyle vedalaşacak ve duygularıyla daha rahat başa çıkmayı öğrenecektir. Vedalaşma ve duyguların ifade edilmesi yas sürecinin atlatılması için önem arz eder. Bazı ailelerde ölen kişinin ardından onun konusunun ya da isminin geçmemesine dikkat edilebilir. Olayı dramatik hale getirmeden varsa ortaya çıkan yoğun bir duygunun paylaşılmasını teşvik etmek gerekir.

Çocuklar bir ölümün nasıl gerçekleştiğini öğrendiğinde kendisinin de ailenin diğer üyelerinin de öleceğini düşünebilir. Ölüm şekli bir kaza, hastalık, afet olabilir, çocuk bunlardan daha fazla korkar hale gelebilir. Çocuk kendisinin ya da aile üyelerinin ölüp ölmeyeceğine dair soru sorarsa ona ölümle ilgili bilgi verilerek kendisinin ve diğer aile üyelerinin güvende olduğu mesajı verilmelidir. Kaybedilen anne ya da babaysa çocuk bundan sonra kendisine ne olacağı, nasıl bakılacağı konusunda endişeye kapılabilir. Bu durumda ona hayatında nelerin aynı kalacağını ve nelerin değişebileceğini açıklamak gerekir. Mümkünse çocuğun ev ve okul düzeninin değiştirilmemesi çocuğun kendini güvenli bir alanda hissetmesi için önemlidir.

Çocuklar bilgilendirildikçe ve güvende hissettikçe kaygıları azalır, verdikleri tepkiler anlayışla karşılandıkça kendi duygularını daha rahat ifade ederler.

Birçok anne-baba bu süreçte çocukları üzülmesin diye duygularını saklama eğiliminde olurlar. Aynı zamanda kendileri de yas sürecinde oldukları için eski ilgilerini onlara karşı gösteremeyebilirler. Bu süreçte çocuklara, duygulardan bahsederek neden onunla daha az ilgilenildiğinin anlatılmasıyla çocuk kendisine neden öyle davranıldığını anlayabilir. Evin görülebilen alanlarına kaybedilen kişinin fotoğraflarını koyarak, anıları paylaşmak bastırılmış duygu ve düşünceleri ortadan kaldırarak, çocuğa bu konuda yalnız olmadığını hissettirecektir.

Kayıpla birlikte yaşanan yas sürecinin daha kolay atlatılabilmesi için yetişkinler çocuğun olayı anlamlandırmasına yardımcı olması gerekir.

Bu olayın herkesin başına gelebileceğini, dünyanın her yerinde gerçekleşebileceğini, verdiği tepkilerin normal olduğu ve zamanla hafifleyeceği anlatılmalıdır. Onlara güvenli bir ortam yaratılmalı, belirsizlikler konuşulmalıdır. Çocuğun duygu ve düşüncesini ifade etmesi için bir ortam yaratılarak karşılıklı duygu ve düşünce paylaşımında bulunulmalıdır. Çocuk bu süreçte dinlenmez, duygu ve düşüncesini ifade etmesi sağlanmazsa ileride ona psikolojik olarak zarar verebilir. İnsana acı veren bir durum ve üzüntüye verilen en doğal tepki ağlamaktır. Ağlamayan bir kişi yası olması gerektiği gibi yaşayamıyor demektir. Çocuklar yasla birlikte ortaya çıkabilecek olumsuz duygularla baş etmeyi ancak bu duygularla karşılaştığında öğrenir. Dolayısıyla çocuğun yas yaşamasına izin verilmesi duygu düzenleme becerisini geliştirecektir.

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Sani Konukoğlu Hastanesi/Nabız Dergisi/Sayı-66

Web: http://www.sankotip.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir